YAZILACAK HER CÜMLE DÜŞÜNÜLEREK YAZILMALI

2017-01-08 16:07:00
YAZILACAK HER CÜMLE DÜŞÜNÜLEREK YAZILMALI |  görsel 1

Derler ki "her okur kendini okur", "her yazar da kendini yazar". Dolayısıyla insan kendini kuşatan, varlığını saran dış ve iç dünyasını yazar. Ve onlarca yılda süregelen ayak izlerinin bıraktığı öyküleri. Gazetelerde ve web sitelerinde yazılanları çizilenleri okuruz. Yazılan çizilenlere farklı görüşlere sahip olanlar tarafından yorumlar yapılır. Kimi zaman yapılan yorumlar doğru olanı yansıtmaz. Yapılan yorum yapanın dünya görüşünü, yaşam anlayışını empoze etmek amaçlıdır. Sosyal medya hesaplarında bunu yapanlara rastlamak şaşırtıcı değil. Bu yaklaşım okurun zihnine soru tohumları eker, onları yanlış yönlendirip çıkmaz sokakta yalnız bırakır. Oysa sorumluluk bilinciyle hareket edenin görevi, toplumsal duyarlılığı göz ardı etmeden düşüncelerini dile getirmektir. Fikir ve düşünce özgürlüğünün gereği de budur. İnsanlara sığınak yapmak insanı nasıl ayakta tutarsa, yazmak ve okumak da insanı ayakta tutar. Varlık sebebimiz toplumun geleceğidir. Yazılacak her cümle düşünülerek yazılmalı. Davranışlarımız dünyada tecrübe edilen, davranışlara sadık olmalı; etik anlayışımız hem kendimize hem çevreye zıt olmamalı. Okurun yol haritasını bu davranışlar yönlendiriyor. Farklı coğrafyalarda yaşayan insan o coğrafyanın şartlarına göre, fikirlerini beyan eder. Kendi anlayışına uygun olan neyse ona göre davranır. Toplum psikolojisinin ve algı yönetiminin bir sonucudur bu. Buna algı yanılsaması da diyoruz. Ancak fikir beyan ederken, yazarken yada çizerken dönülemeyecek kırmızı çizgiler geçilmemeli. Söylencelerle gerçekleri bir potada eritirken pek çok insanın bakıp göremediği ama kendi içinde derinlik barındıran gerçekler okura ulaştırılmalı. Sö... Devamı

KRALI İÇİN AV VE GEZİNTİ HALKIN SORUNLARINDAN DAİMA ÖNCELİKLİDİ

2017-01-08 16:28:00
KRALI  İÇİN AV VE GEZİNTİ HALKIN SORUNLARINDAN DAİMA ÖNCELİKLİDİ |  görsel 1

Afganlı kız çocuklarının okuma ve öğrenme isteklerinde kollarının ve kanatlarının nasıl budanmak istendiğinin kısa öyküsünü de biz verelim. Kısa ve öz… . Doruklarını gökyüzüne doğru kaygısızca ve pervasızca uzatan görkemli dağlar arasına sıkışmış, kimi bölgeleri ise bozkırın ve çölün gizemli duruşunda yoğrulan Afganistan istikrarla pek de tanışık değil. Kral Emanullah Han’ın 1929 yılı itibariyle devrilmesi ile iktidara gelen Nadir Şah bütün reformları iptal eder. Moskova ile ilişkileri donduran Nadir Şah 1933 yılında bir okul ziyareti sırasında öğrencilerden birinin bıçaklı saldırısı sonrasında yaşamını yitirir. Yerine oğlu Muhammed Zahir Şah geçer. 1933’ten 1973’e kadar zayıf karakterli, uyuşuk, tembel ve dış dünya ile pek ilgisi olmayan kralın yerine ülkeyi daha çok -onun adına- akrabaları ve amcaları yönetir. Afganistan yıllar boyunca tam bir “duraklama dönemi” diyebileceğimiz ortamda var olma mücadelesi verir. Kral için av ve gezinti halkın sorunlarından daima önceliklidir. Bu dönemin son yılları 1963 yılında Başbakanlıktan uzaklaştırılan kralın kuzeni Muhammed Davud’un iktidar mücadelesine sahne olur. Muhammed Davud tekrar iktidara dönmek için fırsat kollamaktadır. Kralın ülkeyi iyi yönetemediğini iddia eden ve kendisinin başbakanlıktan uzaklaştırılmasını hazmedemeyen Davud iktidarı ele geçirmek için fırsat aramaktadır. Kralın 1965 yılında kabul edilen Anayasaya “kraliyet ailesinden kişilerin kabinede veya öteki yüksek makamlarda görev alamayacağı” maddesini özellikle kendisi için koydurduğunu düşünmeye başlar. Davud ordu içindeki yandaşları ile görüştükten sonra kralı devirmeye karar verir ve harekete geçmek i&cc... Devamı

AFGAN KADININA TALİBAN REJİMİNİN KOYDUĞU YASAKLAR

2017-01-08 16:24:00
AFGAN KADININA TALİBAN REJİMİNİN KOYDUĞU YASAKLAR |  görsel 1

Taliban Afganistan'da 1996 yılı eylülünde başkent kabil'i ele geçirdiğinde öğretmenlerin ve doktorların yüzde ellisinden fazlası kadındı. Çalışan kadınlar kalabalık olan ailelerine bakmakla yükümlüydü. Taliban yönetimi ele aldığında kadınlara yönelik yasaklar getirdi. Çalışmaktan alıkonulan kadınlar dilencilik yaparak ailelerinin geçimini sağlamaya başladı. Başka da çareleri yoktu. Taliban'ın Afganistan kadınına getirdiği yasakların bırakın insan hakları ile uzaktan yakından ilgisini Afgan kadınını kıpırdayamaz duruma getirmiştir. Afganistan'ın şu anda içinde bulunduğu durum Taliban rejiminin bir sonucudur. İlk başlarda barış ve huzur ortamı gelecek diye umutlanan halkın büyük bölümü Taliban yönetimi konusunda iyimserdi. Ülkede tek bir grubun yönetimi ele almasıyla, özledikleri, yıllarca hasret kaldıkları huzura nihayet kavuşacaklarını sanıyorlardı. Eski Devlet Başkanı Necibullah'ın Hindistan'a kaçmayı başaran (Necibullah Taliban tarafından idam edilmiştir) yardımcısı Abdülkerim Hatip bu konuda bakın ne diyordu: "Mücahit döneminde Kâbil'de her örgütün kendi kuralları ve yasaları vardı. Şimdi (Taliban yönetimini kastediyor) ise tek bir yasa, tek bir düzen olacak. Bugün Afgan halkının en tatlı hayali barış ve huzurdur. Ülkeyi hangi örgütün yönettiği kimsenin umurunda değil, Yeter ki barış olsun." Eski Devlet Başkanı yardımcısı böyle düşünüyordu. Lakin kısa sürede yanıldığını hem o hem de Afganlılar anlayacaktı. Ortaçağ beyinli bu adamların Afgan Kadınına yönelik çıkardığı yasaklara göz atıldığında. Kadınların çalışması yasaklandı. Kadınların okula gitmesi yasaklandı. Kadınların erkek doktor tarafın... Devamı

VİCDAN

2017-01-08 16:22:00
VİCDAN |  görsel 1

Eski Yunan trajedilerinde kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Trajediyi anlatan yazarın istediğidir belki de o. Her ne olursa olsun  bu vicdan muhasebesi yapan için geçerlidir. Kaba ve duygusuz olan için yaptıklarını vicdan muhasebesinden geçirmek olanaksızdır. Çünkü o kendince doğru olanı yapmaktadır. Ve ne yazık ki doğruyu araştırma gereğini bile duymaz. Ona göre tek doğru kendisidir. Bu düşüncede olanın vicdan muhasebesi yapması beklenebilir mi? Vicdan duygusunun temelinde, cezalandırılma korkusu yatar. Bu korkuyu içinde hisseden başkasına zarar vermekten de korkar. Vicdansızlık yapan, vicdanını rahatlama yolunu da bulmuştur. Bu farklı kültürlerde ve anlayışlarda da farklı şekildedir. Bir insanı öldür, ırzına geç, bedava denecek ücretle çalıştır emeğini sömür, rant için kırk takla at sonra da git vicdanen huzursuzum de kendini aklamaya çalış. Örneğin Katoliklerin günah çıkarması gibi. Bu  başkalarının hakkını gasp edenlerin sıklıkla başvurduğu bir yoldur. Kendini kandırmanın ve yaptıklarından kurtulmanın bir yolu olarak görülür. Lakin, vicdan duygusu yüzyıllar boyunca ne yaparsanız yapın insanı rahat bırakmamıştır. Bu duygu gerçeği görmekle, yaptıklarından pişman olup bir daha yapmamakla, bilgiyle çoğalır. Devamı

EKONOMİNİN KÜRESEL AYAĞI GERÇEĞİNİ DE UNUTMAMAK LAZIM

2016-12-22 17:34:00
EKONOMİNİN KÜRESEL AYAĞI GERÇEĞİNİ DE UNUTMAMAK LAZIM |  görsel 1

Analizi yapılan ekonomik verilere göz atıldığında karşımıza çıkan önemli açıklamalardan biri doların Türk Lirası karşısındaki artışı diğeri ise dış ticaret açığı. Türk Lirası, dolar karşısında bu yıl %34 değer kaybetti. Dış ticaret açığı azalması gerekirken bu yıl bir önceki yıla göre %29 arttı. Dolayısıyla şirketlerin dolar cinsinden borçlarını karşılama olanaklarının da zayıfladığını söyleyebiliriz. Türkiye ekonomisinin büyüme hızı, son yıllarda ilk kez % -1.8 oranında geriliyor bu gerilemede iç tüketimdeki azalmanın etkisi söz konusu. Bugün gazetelerin ekonomi sayfalarına düşen önemli bir haber vardı. "Türkiye ekonomisi çöküyor" manşeti ile yayınlanan haberin kaynağı Commerzbank'ın raporu. 1870 yılında Hamburg'da kurulan bankanın merkezi Almanya'nın Frankfurt kentinde bulunuyor. Banka uluslararası bankalar statüsünde. "Commerzbank, TUİK'in açıkladığı büyüme verilerini mevsimsellikten arındırdı. Ekonomistlere göre bu hesapla Türkiye ekonomisi yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre % -4.5 oranında küçüldü. TUİK ise ekonominin yıllık bazda %-1.8 oranında küçüldüğünü açıklamıştı." Raporda sonuç itibari ile söylenmek istenen durum önümüzdeki aylarda çok sert aşağı yönlü revizyonların olacağı. Umarım raporda açıklana tahminler gerçekleşmez. Ekonomi bir ülkenin can damarıdır. Gelir ve geçim kaynakları ekonomik verilerle doğru orantılıdır. 2007'den bu yana dünya ciddi bir ekonomik sıkıntı içinde kriz dalgalarıyla savruluyor. Ekonominin küresel ayağı gerçeğini de unutmamak lazım. Eko... Devamı

DEĞİŞİM

2016-10-20 15:43:00
DEĞİŞİM |  görsel 1

Yaşam kulvarında zaman en iyi yargıç olsa da akıllara gelen soru şu. İnsanlar niçin değişiyor? İhtiyaçları, istekleri, hükmetme arzuları, zalimlikleri, yok etme girişimleri neden dur durak bilmiyor? Farklı düşüncede kulaç atanların değişimin ana sebeplerine verecekleri cevaplar hiç kuşkusuz farklı olacaktır. Değişimin ana kumandasına bakıldığında karşımıza egemenler, emperyalistler, kapitalistler ve bu sistemden palazlanan piyonlar çıkıyor. Ben düşüncesinin etkisine kapılmış olanlarla kibirliliğin pençesinde kıvrananların hükmetme isteği etrafı kasıp kavuruyor. Değişimin ana kaynağı egemenler, emperyalistler ve kapitalistler ise hiç kuşkusuz değişimin olumsuz yönde gelişmesinde de suçludurlar. Bunlar ikiyüzlü politikaları ile milyonlarca insanın yaşamını zora sokuyor, yok ediyor, zapturapt altına alıyor. Akıllarda olumsuz imgeler oluşmuş durumda. İnsanlar gelecekteki yaşam şartlarının sorunsuz olması için terör belasından kurtulmak için, dünyanın yaşanabilirliğinin zora girmemesi ve milyonlarca insanın olumsuz etkilenmemesi için de mücadele etmeli. Emperyalist zihniyet toplumlar üzerinde elini çekmeli. Bireyleri ve yaşam koşullarını ve coğrafyalarını rahat bırakmalı. Bırakalım insanlar kendi sorunlarını kendileri çözsünler. Uzak diyarlardan, binlerce kilometre uzaktan gelip toplumun yaşamına müdahale edilmemeli. İnsanlar umutsuzluğa ve güvensizliğe itilmemeli. Değişimin en önemli sebepleri arasında açlık ve susuzluk, yokluk ve yoksulluk, terörün yerinden yurdundan kopardığı sığınmacıların durumu ve kargaşa ortamı içinde bulunan coğrafyaların varlığı da sayılabilir. Modern yaşam tarzının benimsendiği yüzyılımızda artan ihtiyaçların karşılanması için zorlananlar, köle pazarlarında varlı... Devamı

ONLARIN TOPRAKLARIMIZI ALMASI DEMEK, BİZİM TOPRAKSIZ KALMAMIZ DE

2016-10-20 15:40:00
ONLARIN TOPRAKLARIMIZI ALMASI DEMEK, BİZİM TOPRAKSIZ KALMAMIZ DE |  görsel 1

Dünya Nehirler Konferansı, dünyanın farklı yerlerinde baraj karşıtı mücadele veren halkları bir araya getirdi. Bu mücadelelerde yer alan kadınlar da, birbirlerine deneyimlerini aktardı. Brezilya'da ki Belo Monte ve Türkiye'de ki Ilısu barajlarına karşı kadınların verdiği mücadele, Karadeniz'de sarı yazmasıyla direnen kadınlarla, Brezilya'da ki Kayapo yerlisi kadınlar, Güney Arjantin'in Patagonya bölgesinde yaşayan Mapuçi kadınlarını buluşturmanın bir aracı oldu adeta. Resimde görülen Mapuçi yerlisi Moira Milan; "Mapuçi 'Dünyanın İnsanları' demek. Arjantin ve Şili'de yaşıyoruz. Topraklarımızda ki hayatı savunmak için mücadele ediyoruz. Bizim kültürümüz toprakla ve insanla başlıyor. Günümüz iklim değişikliğinin de etkisiyle kimi ünlü insanlar bizim topraklarımızı satın alıyor. Onların topraklarımızı alması, bizim topraksız kalmamız demek. Su krizinin de olduğu bu dönemde su kaynakları açısından çok zengin bir yer Patagonya. O yüzden burayı korumak bizler için çok önemli." diye konuşuyor. Dünyanın  çeşitli bölgelerinde olduğu gibi ülkemizde de su sorunu yaşanmaktadır. Konya Ovası'nın su sorunu ortadadır. Suyun korunması geleceğimizin korunması demektir. Unutmayalım. HES'lerin yapımı ile onlarca dere borulara hapsedildi. Üçüncü köprünün bağlantı yollarının inşasında binlerce ağaç kesildi. Türk Akımı inşaatı sırasında da Istrancalar da binlerce ağacın kesilmesinin gündeme geleceği düşünülüyor. Bilim adamlarının düşüncesine göre; Eğer okyanus suları 6 (yazıyla altı) derece ısındığı taktirde, (ki Kuzey Kutup buzullarının erimesi göz önüne alındığında ısınma... Devamı

İLK KURŞUNU ATAN HASAN TAHSİN'İ KONAK MEYDANINDA ŞEHİT ETTİLER

2016-10-20 15:36:00
İLK KURŞUNU ATAN HASAN TAHSİNİ KONAK MEYDANINDA ŞEHİT ETTİLER |  görsel 1

Demokrasinin birinci koşulu fikir ve düşünce özgürlüğüdür. Demokrasi azınlığın haklarını koruyan rejimdir. Demokraside eşitlik vardır. Herkes çıkıp düşüncelerini kanunlar çerçevesinde açıklamalıdır. Düşüncesini açıkladı diye, farklı düşünüyor diye insanları ötekileştirmek, yok saymak demokrasi ile bağdaşmaz. Lakin gerçeklerle alakası olmayan beyanatların da gerçeği dile getirerek çürütülmesi, insanlara anlatılması lazım. Kurtuluş Savaşı gerçeğini anlayamayanların verdikleri beyanatların ne denli yanlış olduğunun da anlatılması lazım. Verdiği beyanatlarla gündeme gelen Kadir Mısırlıoğlu bugün haber sitelerine düşen bir beyanatında Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak "Beni tefe koyarlar ama keşke yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne şeriat yıkılırdı. Ne medreseler lağvedilirdi. Ne hocalar asılırdı. Hiç biri olmazdı." Evet aynen böyle söylemiş. 28 Mayıs tarihli videoya alınan konuşmasında. Kadir Mısırlıoğlu böyle düşünüyor. Yunan galip gelseydi, Anadolu işgal edilseydi yunan Anadolu halkına nasıl davranırdı, neler yapardı acaba bu konuda ki düşüncesini de açıklasa da bilgilensek. Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesi, İtilaf Devletlerine "güvenliklerini tehlikede gördükleri herhangi bir stratejik bölgeyi, asker çıkararak işgal etme yetkisi" veriyordu. Osmanlının yaptığı anlaşmanın ilgili maddesi sonucu yunanlılar İzmir ve çevresine asker çıkardılar. İlk Kurşun'u atan Hasan Tahsin'i Konak Meydanı'nda şehit ettiler. Bu daha başlangıçtı. Ege kıyılarını işgal etikten sonra ileri harekâta devam edip ele geçirdikleri yerlerde yaşayan silahsız ve savunmasız Anadolu insanına yapmış oldukları zulüm ve ... Devamı

ANLAYIŞ FARKI

2016-10-12 17:25:00
ANLAYIŞ FARKI |  görsel 1

Zaman akıp gidiyor. Yaşanan olumlu ve olumsuz olayların bıraktığı izler insan yaşamında belirleyiciliğini koruyor. Gazete manşetlerine, televizyon ekranlarına yansıyan o kadar çok olay var ki insan belleğini şaşkına uğratan. Osmanlı heveslilerinin cumhuriyet rejimine karşı söylediklerini okudukça bu ülkede demokrasiyi içselleştirememiş Osmanlının meşrutiyetini arayanların hala var olduğunu görüyoruz. Cumhuriyet öncesine, cumhuriyet ile kaybolan şeyi aramaya heves edenlerin, o şeyin varlığının yok olmasından önce içine düştüğü hasta adam rolüne iyi bakmaları gerekir. Temelleri sarsılmış, kapitülasyonların kabulü ile emperyalizmin egemenliğine girmiş, ayakta kalabilmek için Sevr'i kabul etmiş, Mondros'u imza altına almış, Batı'nın ekonomik anlayışını, siyasi yaklaşımını ve teknolojisini uygulamaya çalışmış borç içinde bir devletin varlığını unutmuş görünüyorlar. Gerçek şudur ki ne son padişahların politikaları, ne İttihat ve Terakki anlayışı ne de Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkma kararı vermeden önce ki arayışları Osmanlıyı kurtaramadı. O dönemde ulemanın verdiği bazı kararlara bakalım ve heveslenenler için bir kaç örnek ile yetinelim. 1831 senesinde İstanbul'da yaşanan veba salgını için gemilere karantina kabul görmüyor. Yine aynı yıllarda baş gösteren kolera salgınında  suyun kaynatılarak içilmesi benimsenmiyor. 1850'li yıllarda evlenecek çiftlerin frengi muayenesinden geçirilmesi ulemanın karşı koyması ve şeyhülislamın fetvası ile kaderci anlayış çerçevesinde ele alınıyor. III.Murat zamanında, matematik ve astronomi bilgini Takiyyedin'in Tophane'de kurduğu rasathane İstanbul'da veba salgını olması ve kuyruklu yıldız'ın belirmesi nedeni ile yıkı... Devamı

MANÇURYA KOBAYI

2016-09-27 16:09:00
MANÇURYA KOBAYI |  görsel 1

Vural Savaş'ın "Aşk, Şiir ve Müziğin Coşkusuyla" kitabını okurken dikkatimi çekti "Mançurya Kobayları" deyimi. Peki neydi bu deyimin anlamı? Nerede ve kimler tarafından kullanılmıştı ve kullanılıyordu? İlgili kitapta "zamanın CIA direktörü Allen Dulles, Princeton Üniversitesi'nde 1953'te şöyle bir konuşma yapmıştır": "Hedef 'insan zihnindeki savaşı' da kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve sansür ile kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cephe ise bireyin beyninde kazanılacaktır; hedef beyin yıkama, zihin kontrolü, ideolojiyi değiştirme ve gerektiğinde birçok Mançurya Kobayı (Manchurian Candidate) yaratabilmektir."diye yazıyor. Kısacası Mançurya Kobayı zihin kontrolünü sağlamanın yanı sıra  algı sistemine ve bilinçaltına yönelik yapılan bir takım operasyonlar zinciri olarak karşımıza çıkıyor. Yabancı istihbarat örgütleri kullanmış. Nazi Almanyasında da başvurulan bir yöntem. Mançurya Kobayı ise Kore Savaşı'nda kalma bir deyim. Kore savaşı sırasında Amerikalı askerlere Çinliler tarafından uygulanmış. Günümüz dünyasında değişik coğrafyalarda yaşanan etnik, dinsel, ekonomik, iç savaşlara bakıldığında savaşan tarafların beyin yıkama yoluyla kendilerine taraftar ve savaşacak eleman temin ettiği gözlenmektedir. Irak ve Suriye topraklarında yuvalanmış IŞID terör örgütünün gaddarca savunmasız insanlara eziyet ettiği, akıl almaz yöntemlerle katlettiği görülmektedir. Bu katliamları yapanların sağduyulu ve mantıklı düşündükleri söylenebilir mi? Her biri birer ölüm makinesi gibi öldürmeye ve yok etmeye odaklanmış. Düşünme yetilerini kaybetmişler. Verilen emirleri yerine getirme... Devamı

ŞORT GİYDİĞİ İÇİN TEKMELEDİLER

2016-09-26 17:03:00
ŞORT GİYDİĞİ İÇİN TEKMELEDİLER |  görsel 1

İnsan her yaşında ve yaşamının her döneminde bireysel ve toplumsal sorunlarla uğraşıyor. Sorunları bertaraf etmek, hayatını sorunsuz bir şekilde geçirmek için çaba gösteriyor. Kimi zaman bu çabasında başarı elde ederken kimi zamanda çaresiz kalıyor. Kaderin kargaşanın bitmediği ortama fırlatıp attığı birey, yakın ve uzak coğrafyalarda yaşanan savaşların, zorbalıkların, tiranca ideolojilerin özgürlüğünü tehdit ettiği bir zaman dilimini kendi iç dünyasında yaşıyor. İşte tam da dünyada kitlesel bir yıkım yaşanırken kendi manevi ve ahlaki bağımsızlığını lekesiz korumak için mücadele veriyor. Yakın ve uzak coğrafyalarda yaşanan tecavüz olayları, tacizler bitmek bilmiyor. Daha dün Konya'da oturduğu binanın asansörüne binmek üzere iken kendisini taciz edeni attığı çığlıklar ile yakalatan kadının iddialarına karşı tacizcinin basın mensuplarının "kadına cinsel tacizde bulundunuz mu?" sorusuna " Çek çek iyice çek. Ne tacizi? Edep var adap var" diyerek küfürler etmesi işin geldiği boyutun vahametini ortaya koyuyor. Bayramın birinci gününde İstanbul Maslak'ta şort giyen bir hemşire saldırıya uğradı. Güvenlik kameralarına yansıyan olayda yediği tekme sonucu yüzünden yaralanan hemşirenin anlattıkları insanı dehşete düşürüyor. Belediye otobüsünde kısa şort giydi diye yüzüne ansızın tekme atılan hemşirenin yaşadığı travma bir yana tekme atan çıkıp " her şey İslam hukukuna göre oldu" diye kendisini savunuyor. İyide tekme atma hakkını sana kim veriyor? Her önüne gelene tekme atma hakkına sahip misin? Çoluğumuz çocuğumuz sokakta gezemeyecek mi sizin yüzünüzden bu ülkede? Bu olayın yankısı sürerken, fiziki saldırı boyutuna ulaşmasa da benze... Devamı

ASLINDA SORARSAN HERKES ŞİKAYETÇİ

2016-09-13 14:28:00
ASLINDA SORARSAN HERKES ŞİKAYETÇİ |  görsel 1

Mine Söğüt bir yazısında şunları yazıyor. "Yıllar önce, mimari usulsüzlüklere savaş açan bir derneğin üyeleri, yüksek yerlerdeki tanıdıklarına güvenerek yaptırdığı kaçak katlı (binayı) bir türlü yıktırtamadıkları nüfuzlu bir gazeteciyi alt etmek için dava açmaya hazırlanıyorlardı. Etkili olur diye gazeteciyle aynı apartmanda oturan ünlü bir yazardan da açılacak davaya müdahil olması için yardım istediler. Bir kafede buluşuldu. Olayın hukuksuzluğuyla ilgili detaylar yazara anlatıldı. Yazar anlatılan süreci sonuna kadar dikkatle dinledi. Hukuksuzluğuna ikna oldu. Ve "o kaçak katın bana hiçbir zararı yok. O yüzden bu davaya müdahil olmayı düşünmüyorum" diyerek toplantıyı bırakıp gitti. Çok uzaklara gitti..." Hukuksuz ve kaçak olarak inşa edilen bir binaya"o kaçak katın bana hiçbir zararı yok"  düşüncesi ile seyirci kalınması toplumsal ve bireysel duyarsızlığa iyi bir örnek. Bireyler şahsi çıkarlarını bir tarafa bırakıp toplumun çıkarlarını öncelikle  gözetmesi gerekme mi. Bugün o yazar soruna duyarsız kalır, yarın bir başkası  başka  bir soruna duyarsız kalır. Bu doğru bir yaklaşım değildir. Bu sadece bir örnek. Yaşamın her anında yaşanan sorunlar diz boyu. Sokakta, caddede, toplu taşım araçlarında, parkta, trafikte uyulması gereken ve çok da zor olmayan kurallara itibar eden yok. Kabadayılığa gelince ufak bir sorundan devasa sorun çıkartmakta da üstümüze yok. Misal seyir haline bir araç sollama yaptığında  "vay arkadaş sen beni nasıl sollarsın" deyip levyeyi eline alanın haddi hesabı yok. Maazallah külhanbeyliği kimseye kaptırmamak için elimizden geleni yapıyoruz. Lakin, yardımseverliğin, yaşlıya b&... Devamı

İSTANBUL-SİNCAN

2016-09-13 14:27:00
İSTANBUL-SİNCAN |  görsel 1

Bulutsuz gökyüzü altında Ağustos ortasına özgü, insanın vücudunu terden usandıran sıcaklar hakim. Güneş binaların arasına yansıyor. Sabah saat dokuz. Yolda yürüyenleri binaların gölgesine hapseden bir sıcak dalgası yüzümüze çarpıyor. Metrobüs durağına kadar gölgeleri takip ederek yürüyoruz. Bunaltıcı havanın etkisiyle çok da ağır olmayan valiz gittikçe ağırlaşıyor. Otobüse bindiğimizde alnımızda biriken teri mendille silmemiz işe yaramıyor. Çünkü otobüsün kliması yeterli gelmediğinden bunaltıcı havanın etkisi geçmiyor. Sıcak hava nem ile ortaklaşa sokakta yaşamı zorlaştırıyor. Geçen ay Ankara'da yeğenimin düğününe gitmek için Sabiha Gökçen Havalimanına doğru Bahçelievler'den yola çıktık. Özel araç ile o yolu gitmenin bir anlamı olmayacaktı. İstanbul trafiğinin azizliğine uğramanın kaçınılmazlığı uçağı kaçırmamıza neden olabilirdi. Bu bağlamda en iyisi Uzunçayır'a kadar Metrobüs ile gitmek, oradan da Sabiha Gökçen Havalimanına giden otobüse binmekti. Sabah dokuzda yola çıkıp saat on iki de havaalanına varmak bıktırıcı olmuştu. Çıkış kapısında gerekli işlemleri yaptırıp uçağa bindiğimizde bir saatlik zaman daha geçmişti. Sıkıntıdan ve stresten iyice bunalmıştık. Yaklaşık yirmi dakikalık rötarın ardından kalkan uçak yarım saat sonra Ankara Esenboğa Havalimanına indi. Ankara İstanbul kadar bunaltıcı olmaz en azından nem azdır düşüncesi uçaktan inip binadan dışarıya çıktığımızda yanıldığımızı bize gösterdi. Bozkırın sarı sıcağı bunaltıyordu. Havaalanından Ankara Kızılay'a Beltur otobüsü ile gittik. Oradan da Sincan'a gitmek için Emekli Sandığı Genel Merkezi'nin ön&uu... Devamı

KARIN TOKLUĞUNA MAHKUM EDİLENLER

2016-09-13 14:25:00
KARIN TOKLUĞUNA MAHKUM EDİLENLER |  görsel 1

Anadolu köylerinin, kasabalarının ve o köylerde kasabalarda yaşayan on binlerin bugünkü geldiği konumdaki durumları ve açmazları, Anadolu topraklarını vahşi kapitalizme ve onun işbirlikçilerine kurban edenlerin uygulamalarının sonuçlarıdır.      Anadolu’yu “anlamaz, görmez, duymaz” benzetmesiyle çoraklaştıran zihniyetin bu duruma gelinmesinde yadsınamayacak rolü vardır. Bir zamanlar öğrencilere ders kitaplarında “Türkiye dünyada tarım ürünleri bakımından, kendi kendine yeten yedi ülkeden biridir” gerçeği öğretilirdi. Maalesef artık o gerçekte tarihin tozlu sayfalarında yerini almıştır. Yine bir zamanlar tarım imkânları yeterli olan, ekilen ürünlerde yeterli verim alınan ve mısır, pirinç, buğday ambarı olan ülkemizde gıda krizi yaşanıyor olması; basiretsizliğin ve kapitalizmin ülkemiz tarımı ürünlerine koyduğu kotanın kaçınılmaz sonucudur. İnsanın benliğine sızan yoksulluk korkusu ve güven kaybı insanlarımızı yerinden yurdundan etmiş, büyükşehirlerin varoşlarında yaşama savaşı vermeye itmiştir. Köyünden kasabasından kopan insanlar, göç ettikleri şehir merkezlerinde yoksulluğun pençesinde kıvranırken “asgari ücretin” dar kalıplarına hapsedilmiş durumdadır. Karın tokluğuna mahkûm edilenlerin bir kısmı sosyal güvencenin dahi ne olduğunu bilememenin eşiğine getirilmişler; çalıştıkları işyerlerinde sosyal güvenceye alınmalarını dahi, işten atılırım korkusu ile dile getirememektedirler. Hatta öyleleri var ki asgari ücretin altında çalışmalarına ve çalıştıkları süre yaklaşık bir yılı geçmesine rağmen aldıkları ücretin artırılmasını dahi isteyememekteler (her altı ayda bir asgari ücretin belirlendiğini d&uum... Devamı

DİYALEKTİK

2016-09-13 14:22:00
DİYALEKTİK |  görsel 1

Diyalektik kavramı, tez ve antitezin ortaya konulmasıyla belli bir konu üzerinden ortak değerlerin inşası anlamına gelir. Bir bakıma tartışma sanatı demektir. Yani muhataplarını karşıtlıkları kullanarak ikna etme yöntemidir. İlk çağdan bu yana insanoğlu doğru olana ulaşabilmek için yaşanan ve gelişen olayları akıl süzgecinden geçirmiş, verileri eleştirmiş, yanlış olanı ayıklamış ve böylece doğru davranışı ve düşünceyi bulmaya çalışmıştır. Tartışmanın ilk kuralı karşılıklı saygıdır. Bunu yapmayıp dediğim dedik çaldığım düdük saplantısında ısrar edersek gerçeğe ulaşmamız olanaksızdır. Diyalektiğin izini sürerek bugünkü yaşama düzeyine ulaşmış ileri toplumlarla aramızdaki fark her geçen yıl açılmışken biz hala tekme ile, küfür ile, hakaret ile birbirimizi yiyip duruyoruz. Varoşları doldurmuş olanlar bizden bunu mu yoksa karşılıklı diyalog ortamı içerisinde saygıyı kaybetmeden tartışma sanatının temel koşullarını yerine getirmemizi mi bekliyor? Karşılıklı saygının olmadığı yerde tartışma değil, fikir ve düşüncelerin çukura itildiği, kelimelerin soysuzlaştırıldığı durum vardır. Güreş minderine çıkmış iki kişinin karşılıklı salvolarla birbirini yenmek için verdiği kıyasıya mücadelede olduğu gibi mutlak kazanma arzusu öne çıkar ki bu durum diğerinin fikir ve düşüncelerine değer vermemek ve kendi fikir ve düşüncelerinin tek ve mutlak doğru olduğunda ısrar etmek anlamına gelir. Bu durumda tartışma değil karşılıklı atışma söz konusudur ve bunun da kimseye faydası yoktur. Geçen günlerde internet ortamında kendi düşüncelerini tek doğru olarak gören, eleştiriye zinhar müsaade etmeyen biri ile bir konu üzerinde tartışacak oldum ve maalesef karşılıklı fikir alışverişi değil, adeta meydan muharebesi yaklaşım... Devamı

ÜÇ YAŞINDAKİ ÇOCUKLAR AMCALARININ YANINA KÜLOTLA ÇIKMAMALI

2016-06-08 20:03:00
ÜÇ YAŞINDAKİ ÇOCUKLAR AMCALARININ YANINA KÜLOTLA ÇIKMAMALI |  görsel 1

Bilinçsiz bireylerin "algı yanılsaması" yaşaması kaçınılmazdır. Çabuk yönlendirilebilirler. Yönlendirme dediğimiz olgunun önüne kattığı bulutu sürükleme gücü, bireylerin hem kendisinden hem toplumsal değerlerden kopmasına ve sonuçta toplumsal değer yargılarının sorgulanmasında önemli rol oynuyor. Yaşam kulvarında "yol haritası" çizilirken sıklıkla "keşke hiç bir şey bilmeseydim" konumuna gelinebiliyor. Gelinen bu çelişki bilinçsizlik ile gerçekleri anlama arasında sıkışıp kalanların yol haritasına dönüşebiliyor. Medya organlarında yer alan haberleri okuduğumuzda, yaşamımız ve geleceğimizi ilgilendiren konularda ne çok ahkam kesen olduğunu ibretle görüyoruz. O anda ilk akla gelen herhalde " adamlar ne çok şey biliyor(!)" veya " söylenenlerin doğruluk payı nedir ne değildir "  düşüncesi oluyor. Veya doğru mu yanlış mı olduğunu sorgulamadan  sessiz sedasız olan bitenlere kayıtsız kalınabiliyor. Ahlak bağlamında açıklamalarda bulunanların "bu kadarı da olmaz" dedirten söylemlerini kimi zaman ibretle okuyoruz. Dolayısıyla bugün "üç yaşında çocuklar amcalarının yanına külotla çıkmamalı" haberi dikkatimi çekti. Haber şöyle " '6 yaşında çocuk evlenebilir' sözleriyle tepki çeken Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nurettin Yıldız, bu kez 3 yaşındaki çocuklarla ilgili konuştu. 'kız çocukları 7-8 yaşından itibaren tesettür şekli almalı', ' 3 yaşında kız çocukları amcalarının yanına külotla çıkmamalı'." Ağzında emzikle yeni yeni yürümeyi öğrenen ve emekleyen, konuşmayı henüz öğrenme aşamasında olan bir çocuğun giyimi konusunda yapılan bu... Devamı

TERÖR

2016-06-08 20:18:00
TERÖR |  görsel 1

Terör olaylarının ve çatışmaların yarattığı ağır kriz savunmasız masum insanları vuruyor. Eli silahlı kanlı katillerin kurbanları masum çocuklar, yaşlılar, kadınlar. Krizin ortaya çıkardığı ağır insani tabloda çatışmalar sonucu ailelerini yitiren binlerce çocuk. Yıkılan harap olan binalar. Yıkıntılar, toz ve toprak içinde çıkarılan yaşamını kaybetmiş ya da ağır yaralı bedenler. Ukrayna, Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Irak, Afganistan, Pakistan, Yemen, Nijerya, sudan ve diğerlerinde.. Bir çok çocuk yuvasının yetim, öksüz çocuklarla dolup taştığına işaret ediliyor. Kimi aileler çaresizlikten, ilgisizlikten evlatlarına sahip çıkamıyor. En büyük darbeyi yiyenler terörün acımasızlığını baş tacı etmiş Işid, Boko Haram  ve benzeri terör örgütlerinin eline düşmüş kadınlar, kızlar. Tecavüze uğrayan, infaz edilen masum insanlar. Ve ülkemize yönelik terör olaylarının baş aktörleri Pkk ve Işid. 7 Haziran'da İstanbul Vezneciler'de... 8 haziran'da Mardin Midyat'ta haince yapılan terör saldırıları. Yaşamını kaybeden polisler, savunmasız insanlar. Geride kalan gözü yaşlı insanlar. Babasının işten gelmesini bekleyen çocuklar. Terörün lanetlenmesi her vatandaşın görevi olmalı. Yaşayabileceğimiz, gidebileceğimiz başka bir toprak parçası yok. Yerinden yurdundan edilmiş Suriye'li sığınmacıların göç yollarında yaşadıkları dram ortada. Vatanımıza sahip çıkmalıyız. Birlik ve beraberlik içinde teröre geçit vermemeliyiz.  ... Devamı

AMİNA FİLALİ'NİN TRAJEDİSİ

2016-05-26 14:59:00
AMİNA FİLALİNİN TRAJEDİSİ |  görsel 1

Şafak vakti Sahra Çölü'nün batı sınırında, kum tepelerinin üzerinde sisin son gri filizleri gökyüzünün içinde kıvrılıyor. Bir Alaca Doğan, üzerinde akasya topluluğunun bulunduğu yükseltiye doğru uçuyor.  Çöl Tilkisi, son bir gayretle yakınlardaki su kaynağına doğru yol alıyor. Zor doğa koşullarında hayat devam ederken 15 Mart 2012 günü Fas'ın  Larache kasabası  16 yaşındaki Amina Filali'nin intiharı ile sarsıldı. Olay sonrası gelen tepkiler ülkede kadınların yaşamak zorunda olduğu sorunları gündeme getirdi. Bu sorunların başında tecavüz olayları ilk sırada yer alıyordu. Amina Filali tecavüze uğramış, tecavüzcüsüyle evlendirilmiş, evlendirildiği tecavüzcüsü şiddet ve tecavüze devam etmiş, çocuk yaştaki Amina'da daha fazla dayanamayarak intihar etmişti. Fas yasalarına göre 18 yaşından küçük kadınların evlenmesi yasak. Ancak bazı özel durumlarda buna izin veriliyor, hatta teşvik ediliyor. Amina Filali olayı bunun en bariz örneğidir. Peki o özel durum nedir? Elbette ki tecavüz. Fas  Ceza Yasası'nın 475. maddesine göre, 18 yaşından küçük bir kızı kaçıran, taciz ya da tecavüz edenler mağdurla evlenirse ceza almıyordu.  İlgili yasa sözde her iki tarafın rızası ile uygulanıyor. Lakin gerçekte burada tek taraf var. Çünkü tecavüzcüsü ile evlenmeyi reddeden kadınlar ve aileleri suçlu kendileriymiş gibi toplumsal baskıya , dedikoduya maruz kalıyorlar. Bakire olmayanlar saygı görmüyor. Kadının ailesi de bu durumda zorunlu olarak namus adına tecavüzcüsüyle evlendirmeyi kabul ediyor. Tecavüzcüsü de kaçırıp döverek ırzına geçtiği Amina'yı almaya hazır. ... Devamı

KANATLARI KIRILMIŞ KADINLAR

2016-04-06 19:15:00
KANATLARI KIRILMIŞ KADINLAR |  görsel 1

Kadına yönelik şiddet dur durak bilmiyor. Mart 2016'da 31 kadın öldürülmüş. Her güne bir kadın cinayeti düşüyor. "Bizim kadınlardan alacağımız eğitime ihtiyacımız yok"diyen zihniyetin olduğu topraklarda yaşıyoruz. Ne yazık ki bu zihniyet azımsanmayacak kadar çok. Kadını önemsemeyen, evinde oturmasını isteyen bir zihniyet. Kadını sadece doğurma makinesi olarak görüp birey olarak görmeyenler. Ekonomik ve toplumsal hayattan dışlamaya çalışanlar. Tarihsel süreçte dünyanın çeşitli coğrafyalarında kadına verilen değer ne yazık ki bu. Töre illeti, çocuk gelinler kabusu, aile meclisi kararlarıçoğu kadını yaşamdan koparmıştır. Koparmaya da devam ediyor. Erkek egemen toplum anlayışında kabul edilemeyecek bir durum bu. Onlar yeri geldi Fırat'ın sularında boğuldu, yeri geldi Urfa'nın orta yerinde babasının bıçak darbeleriyle öldü, yeri geldi traktörün altında ezildi, yeri geldi karnında bebesi ile recm edildi, yeri geldi aile meclisi kararı ile katledildi, yeri geldi kaburgaları kırıldı, yüzü gözü morartıldı. Sokağa çıktı diye, ruj sürdü diye, sevdiği ile el ele tutuştu diye, eşinden boşanmak istedi diye, bluz giydi eteği kısa diye ötelenenler. Şimdi onların sesleri yok, dilleri yok. Yıl 1994. Urfa'ya bir kaç kilometre uzaklıktaki Kısas Beldesi'nde yaşanan bir olay medyanın dikkatini çekmişti. Kısas'ta kendisini uzun süre ailesinden isteyen sevdiği ile kaçmıştı Rabia Oğuz. Henüz 22 yaşında hayatının baharındaydı. Sonra... Ailesinden kaçmayı içine sindirememiş jandarmaya teslim olmuştu. Jandarma Rabia'yı ailesine teslim etti. Aile meclisi toplanıp karar verdi. "sevdiğine kaçmakla aileyi lekelemişti. Ölmeliydi." Ölüm şekli bun... Devamı

YÜZÜMÜZ KIZARIYORMUŞ!

2016-04-04 18:00:00
YÜZÜMÜZ KIZARIYORMUŞ! |  görsel 1

Sağlıklı bir yaşama sahip olmada sporun önemini bilmeyen yoktur. Spor bireysel yapılabildiği gibi bir ekip olarak da yapılmaktadır. Bireysel olarak yapılan spor insana güç gelir. Lakin, tenis, voleybol, futbol, basketbol gibi başkalarıyla oynana oyunlara katılmak hem daha kolay hem de sıkıcı olmaz. Kısacası spor yüz yıllardır toplumların vazgeçemediği bir uğraş olmuştur. Olmaya da devam etmektedir. Spor müzikte olduğu gibi evrensel bir değerdir. Dostlukları pekiştirdiği gibi barış ve huzuru getirir. Mustafa Kemal Atatürk'ün deyişi ile "sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısı" benimsenir. Ahlâk derken bunu sadece cinsellikle ilişkilendirmek doğru bir yaklaşım da değildir. Ahlâk toplumun her bakımdan dürüst davranmasını dile getiren bir kavramdır. Hırsızlıktan, dolandırıcılıktan, yan kesicilikten, adam kayırmadan, rüşvetten, yalancılıktan, rant elde etmekten, başkalarını küçük görmekten, bencillikten uzak durmak gerekir. Şimdi de sporun önemi bir kenara bırakılıp basketbol, voleybol, güreş ve tenis sporu yapan bayanların kıyafetleri eleştiriliyor. Vay efendim bayanlar neden o kıyafetleri giymektelermiş! O kıyafetlerin toplum olarak sahip olduğumuz değerleri taşıması lazımmış. Daracık mayolarla spor  yaptırmak, genç kızların mini etekle kortlarda boy göstermesi olur mu hiç! Bayan güreşçilerin giydiği kıyafetler toplumsal değerlerimize  aykırıymış! Hiç olur mu o kıyafetler canım! Resmen bizleri rahatsız ediyormuş! Kıyafetler  saçmalıktan başka bir şey değilmiş! Hatta aşağılanması gerekiyormuş! Spor değerlendirilirken, sporcunun uluslararası arenada kabul gören kıyafetleri ile değerlendiriliyor. Bu bağlamda bayanların spor yapmasına ne gerek varmış! Yüzümüz kızarıyormuş! ... Devamı

KADINLAR, ÇOCUKLAR, SAVUNMASIZ BİREYLER

2016-03-25 13:58:00
KADINLAR, ÇOCUKLAR, SAVUNMASIZ BİREYLER |  görsel 1

10 Aralık her yıl "İnsan hakları Günü" olarak kutlanır tüm dünyada. Bu haklar " İnsan Hakları Evrensel  beyannamesi" ve "Çocuk Hakları Beyannamesi" ile düzenlenmiştir. İnsan haklarını ihlal edenler, ki bu bir devlet de olabilir, bir grup da olabilir, bir birey de olabilir, öncelikle insan sevgisinden uzak, kişisel çıkarlarını ve rant anlayışını benimseyenlerdir. Onlarda insana özgü en güzel değerler, örneğin yaşama sevinci, sevgi, dostluk, hasret, eşitlik, demokrasi anlayışı ya yoktur ya da bu değerlerin ne anlama geldiğinin ayırdın da değiller bir insan olarak. Feodalizmin kalıntılarını beyinlerinin kıvrımlarında barındıranların "İnsan Hakları" kavramını ve önemini anlamaları zaten olanaklı değildir. "Aşiret"anlayışı, "Aile Meclisi Kararı" anlayışı ile kendisine yol haritasını çizenlerin, kadınlara ve genç kızlara yaşamı dar edenlerin yaptıkları davranışlar orta yerde  sırıtıp duruyor. İnsan haklarının ihlal edilmesi nedeni ile en çok etkilenen "kadınlar, çocuklar, savunmasız bireyler" dir. Düşünün ki kadın olarak sokakta tek başına yürüyememek, evinize yüz, yüz elli metre uzakta olan bakkala, markete tek başına gidememek,  acil ihtiyaçlarını bir akrabası, eşi olmadan sokağa çıkıp alamamak, tek başına seyahat edememek, en temel insan haklarından mahrum kalmak, hâlâ erkeklerin vesayeti altında olmak...Eğitim ve sağlık alanları dışında çalışamamak, karşı cinsten(eşi dışında) biri ile yan yana dolaşamamak, alış veriş merkezlerine gidememek, araba kullanamamak, kız çocuklarının sokakta oynayamaması, kadınların komşularına dahi bakmasının yasak olması, evleri birbirinden ayıran kalın ve yüksek duvarların olması, pencerelerin demirli ve kafesli olmasına rağmen tavana yakın olması, evde t... Devamı

ZULÜM

2016-03-25 13:54:00
ZULÜM |  görsel 1

Kapitalist sistem rant ağırlıklıdır. Sermaye insan yaşamından daha da değerlidir o sistemde. Yoksa bunca yoksul ve savunmasız insanın bu denli yaşamını kaybetmesi mümkün mü? Doğu toplumlarından batıya akan insan seli göçmen olgusunu lügâtımıza çıkmamacasın yerleştirdi. Ege'de, Akdeniz'de umuda koşmakta olanların cansız bedenleri kıyıya vuruyor. Aslında kıyıya vuran kapitalizmin acımasızlığıdır. Silah baronlarının vicdansızlığıdır. Hegemonyacı zihniyetin dışa vurumudur. Umutların umutsuzluğa dönüşmesi, onlarca insanın ölümü  göçmenleri yolundan döndüremiyor. Peki niçin göçmenler ısrarlı bunca ölüme rağmen? Bu sorunun cevabı oldukça basit. Bulundukları ortamda, yaşadıkları coğrafyada çektikleri acı, umarsızlık, yoksulluk, terör örgütlerinin yaptıkları akıl almaz katliamlar. Sosyal medyada videosu yayınlanan ışid'in yaptığı  katliamlar mide bulandırıcı. Bu acımasızlığa maruz kalmaktansa bir umut batıya geçip kurtulmanın derdindeler. Işid terör örgütünde debelenenlerin kadınlara ve genç kızlara tecavüz etmeleri insanlığımızdan utanmamıza neden oluyor. Bu vahşetin içinde kim yaşamak ister ki? İnsanın insana yaptığı bu olaylar düşünüldüğünde Ege ve Akdeniz'de dondurucu soğuğa aldırmadan yetersiz botlarla batıya geçmelerinin nedeni daha da iyi anlaşılacaktır. Lakin ölüm kusan makineler durmak bilmiyor. İnsanlığın zorlu yaşam koşullarından kaçmak için umutları azalıyor. Cehenneme çevrilmek istenen dünyamızda illa öldürecekler, delikanlıları, çocukları, kadınları, yaşlıları. Bunca zulüm uykularımızı bölüyor.    ... Devamı

İNSANIN İNSANA YAPTIĞI ZULÜM

2016-03-25 13:50:00
İNSANIN İNSANA YAPTIĞI ZULÜM |  görsel 1

Emperyalizmin sorumlu olduğu küresel terör insanlığı vuruyor. Terör ile insanları katledip, gözünü korkutmaya çalışanlar; vicdansızdır, acımasızdır, kör cahildir, ahlâksızdır, rant avcısıdır, yalancıdır, kibirlidir, öteki düşmanıdır, demokrasi ve özgürlük düşmanıdır. Küresel terörden sorumlu olanların ne denli acımasız olduğunu yapılan katliamlardan görüyoruz. Bugün küresel terörden şikayet edenlerin, küresel terörün yaygınlaşmasındaki rolleri  küçümsenmeyecek boyutta. Terörden şikayet eden emperyalist ülkeler, terörden yararlanıp var olan sistemlerini, yol haritalarını devam ettirme amacındalar. Bırakınız küresel terörü, yaşamın her alanında yaptıkları, yapmaya çalıştıkları ile insanlık için büyük tehlike arz ediyorlar. Küresel ısınmanın müsebbibi de onlar. İşin şakası yok. Atmosfere salınan devasa karbon miktarı ile küresel ısınmanın önüne geçmenin olanağı yok. Isınma devam ettiği sürece flora ve fauna tehlike altında. Canlıların yaşam alanları yok edildiğinde, insanların yaşam alanları da yok ediliyor demektir. Küresel ağababalar kendi çıkarları için dünyayı yaşanmaz kılmaktan kaçınmıyor. Rotatifler dönsün, egemenler daha fazla kazansın diye fosil yakıt tüketimi doğanın döngüsünün alt üst ediyor. Şehirlerde zehir solunuyor, kirlenen içme suları tüketiliyor. Kuzey Kutup buzulları eriyor. Himalayalar, Alpler barındırdığı buzullardan kurtuluyor. Dolayısıyla  denizlerdeki su seviyesi artıyor, kıyılar yaşanabilirlikten hızla uzaklaşıyor. Tayfunların, kasırgaların, sel baskınlarının, heyelanların ardı arkası kesilmiyor. Elbette suçlu egemenler, kapitalistler ve emperyalistlerdir. Bunlar ikiy&u... Devamı

GERÇEKLERİ ÖĞRENMEK ZORUNDAYIZ

2016-03-25 13:43:00
GERÇEKLERİ ÖĞRENMEK ZORUNDAYIZ |  görsel 1

İnsan her daim gerçeği öğrenmeye odaklanmalı. Gerçeği öğrenmek en önemli amaç olmalı. Yaşamın gelecekte sorunsuzca devam etmesi buna bağlıdır. Gerçeklerle  uzaktan yakından alakası olmayan şeylere inanıp vakit geçirmek taş duvara bodoslama çakılmaktan başka bir şey değildir. Altmışlı ve yetmişli yılları çoktan geride bırakmış küreselleşmiş bir dünyada yaşıyoruz. Gelişmiş iletişim ağı ile uzak diyarlarda meydana gelen olayları ve etkilerini anında haber alıyoruz. Küresel ağababaların kapalı kapılar ardında aldığı kararların uygulanışını ve insanlığa etkilerini acı ve göz yaşı içinde seyrediyoruz. Bir yandan normal insanların içinde ya da yanı başında çılgınlıkların yaşanıp gittiğini, diğer yandan tüm hareketli ortamlara inat, kendi halinde var olmaya çalışanları görüyoruz. Peki insanları bu duruma getiren ne? Yaşamın devamı sırasında gerçeği kavrayamamak olabilir mi? Başkalarının acı ve göz yaşları üzerine rant amaçlı çıkar ilişkilerini inşa etmek olabilir mi? Yaşadığımız topraklara uzak olmayan coğrafyada yaşanan çatışmalara ve savaş naralarına baktığımızda, terör olaylarına baktığımızda bir yandan ucuz kahramanlık peşinde koşanlara diğer yandan kan ve barut kokusundan nemalananlara rastlıyoruz. Yaşananlardan ders çıkarmak lazım. Hayat ve yaşam dersi olmalı bu. Gelecekte huzurlu ve sorunsuz bir ortamda yaşamanın dersi olmalı. Var olanı yakıp yıkmak, yok etmek değil olduğu gibi bırakmak olmalı. İnsan yaşamında zalimin zulmüne dur demeli. Suçsuz ve savunmasız insanlara acı çektirenlere, hayatlarını karartanlara pirim vermemeli. Gerçeği düşünmeye ve öğrenmeye odaklanmalı insan. ... Devamı